Google mı Apple mı, Google Glass mı iWatch mı

iWatch-and-Google-Glass

Akıllı telefonlardan sonra dev teknoloji şirketleri gözünü giyilebilir teknolojilere dikmiş durumda. İki dev firma bu pastadan pay kapabilmek adına iki farklı ürün geliştiriyorlar. Google, google glass adını verdiği akıllı gözlük; apple ise iWatch adını verdiği akıllı saat; yani ikisi de akıllı.

Birbirlerine bir yandan rakipler bir yandan değiller. Google saatle uğraşmak yerine gözlükle, apple da gözlükle değil saatle uğraşıyor. Birbirlerine bu durumda rakip değiller. Ancak giyilebilir teknoloji başlığı altında rakipler. İnsanlar farklı bir teknolojiyi denemek istediklerinde gözlük mü daha akıllıca yoksa saat mi sorusunu soracaklar; işte bu durumda rekabet başlayacak.

Google, google glass ürününde baya bir yol kat etti. Öyle ki geliştiricilere dağıtılıp hatalar hızla gideriliyor ve uygulama geliştirme çalışmaları kapsamında bir çok ünlü teknoloji devinden de destek geldi, twitter gibi. Çeşitli videoları mevcut google glass’ın.

Apple cephesinden ise gözle görünür bir ürün daha ortada yok, bazı konsept görüntüler var ama bunlar hayranlar tarafından hazırlanan görüntüler. Türkiye’de de dahil olmak üzere iWatch markasını tescille uğraşıyor apple şu anda.

Eğer bu iki üründen hangisini seçeceğim sorulsa bana, tabi fiyatlarının da aynı olduğunu varsayarak google glass‘ı seçerdim. Saat elbetteki çok iyi bir fikir ama bir akıllı telefon işlevlerinden daha fazlasını verebileceğini sanmıyorum. Akıllı telefonun küçük ekranlısı ve kola bağlananı. Ama google Glass gerçekten çok heyecan verici. video çekebilmek, sesli arama, google now, yine çeşitli uygulamalar twitter facebook gibi; bunları içerecek olan google glass’ın daha fazla şansı var gibi görüyorum. Videolarda google glass’ın yapabileceklerini görelim, bana hak vereceksiniz.

Canon 600D ile İstanbul’da fotoğraf çekmek

canon 600d özellikler

İstanbul’da yaşamak beraberinde fotoğrafçılı da yanında getiriyor. Bu güzelim şehirde gördüklerinizi belgelendirme ihtiyacı hissediyordunuz, çevrenizde olup biten bu ilginç, güzel, estetik anlara kayıtsız kalamıyorsunuz. İşte ben de böyle duygular içerisinde biraz da vakit geçirmek, hobi edinmek amaçlı profosyonel bir fotoğraf makinesi almaya karar verdim. Önüme iki seçenek çıkıyordu: Canon ve Nikon.

Çok forumlar araştırdım. Çok inceleme gördüm. Sonunda Canon’a karar kıldım. Neden? aslında pek de öyle aman aman canon’cu değilimdir. O sırada Canon 600D için bir kampanya vardı. Nikon’un bu özelliklerdeki makinesi daha pahalıydı. Sonra Nikon’un lens’lerinin daha pahalı olması beni daha ekonomik olan Canon’dan yana karar kılmamı sağladı.

Özelliklerine yukarıdaki fotoğrafta görebilirsiniz, yeterince tatmin edici, hele yeni başlayan biri için.

Ekranının hareket edebiliyor olması artı bir özellik. yerden çekimlerde yerlere kapanmak zorunda kalmıyorsunuz, ekranı kıvırarak çekim yapabilme şansına sahipsiniz ya da makineyi biraz kaldırma ihtiyacı hissedebilirsiniz ancak boyunuz yetmeyebilir. Böyle durumlarda ekranı aşağıya çekip rahatlıkla çekim yapabilirsiniz.

İstanbul’da fotoğraf için çıktığım alanlar:

  • Sultanahmet
  • eminönü
  • haydarpaşa garı
  • üsküdar
  • adalar
  • galata
  • taksim
  • kabataş
  • ortaköy
  • okulum

Tabiki bunlardan çok daha fazla yer var istanbul’da. En basitinden alakasız bir yerde ilginç figürlerle karşılaşabilir onları çekme ihtiyacı duyabilirsiniz.

Fotoğrafçılığa başlamam kolay olmadı ama meraklıydım. Çok fazla ders videosu izledim. Kullanım kılavuzunu baştan aşağı izledim. Bazı taktikler öğrendim. Tripod’un güzelliğini keşfederek uzun pozlama öğrendim. HDR taktiğini öğrendim. Lightroom en büyük yardımcım oldu. Bu süreçte iyi işler çıkardığımı inanıyorum ama takibi bu uzun bir yolculuk ve her şeyden evvel ilgi gerektiriyor. Blogda sağ tarafa baktığınızda çektiğim fotoğraflardan bazılarını görebilirsiniz. Flickr adresimden daha fazla da bakabilirsiniz. Bu konuda bana önerileriniz olacaksa yorum olarak yazabilirsiniz, çok hoşuma gider. Bir kaç örnek:

House of Cards dizisi nasıldır?

house-of-cards

House of Cards Kevin Spacey gibi bir ustanın baş rol oynadığı David Fincher gibi bir şahaserin yönetmenliğini yaptığı bir kitaptan uyarlanan bir dizi. Diziye İMDB top listesinden ulaştım. İzlediğim diziler sezon finallerini yapmışlardı ve yeni bir diziye ihtiyacım vardı. Ben de bunu buldum. Kadroyu incelemek istediğimde çok şaşırmıştım. Çünkü -yanılabilirim- ilk kez bir Hollywood starı bir dizide rol alıyordu hem de baş rol.

Kevin’ı zaten bilirim, iyi oyuncudur. American Beauty filmi en iyi filmidir. Hayranlığım oradan gelir, daha sonra Los Angles Sırları adlı filmi. Peki David Fincher‘a ne demeli. Adam Fight Club‘ın yönetmeni ki film benim en sevdiğim film-lerden biri-dir. Ee tabi bu iki faktör bir araya gelince diziyi izlemek farz olmuştu.

“House of Cards” Washington’da hırslı bir politikacının zirveye tırmanışını anlatıyor. Kevin Spacey tarafından canlandırılan Francis Underwood yıllarını Beyaz Saray koridorlarında geçirdikten sonra, artık başkanlık seçimlerine adaylığını koyması gerektiğini düşünüyor. Ne de olsa bunca zaman o koridorlarda gördüğü tüm üst düzey bürokratlar ile ilgili her türlü bilgiye sahip. Kimi hangi dosyayla tehdit edeceğini biliyor. Bu gözü kara politikacının Robin Wright tarafından canlandırılan eşi Claire’in de ondan aşağı kalır yanı yok. Francis Underwood’un başkanlık koltuğuna ilerlemek için adeta iskambil kağıtlarından bir ev gibi itinayla inşa ettiği stratejisini ilgiyle takip edeceksiniz.

Dizide Amerikan siyasetinde nasıl basamakların çıkıldığı, makam hırsları uğruna nasıl da entrikaların çevrildiği ve intikamın nasıl da soğuk yenen bir yemek olduğu anlatılıyor. Dizide dikkat ettiğim bir şey daha var: bütün bilgisayarla apple. macbook pro, macbook air, iMac. Apple fena yatırım yapmış diziye anlaşılan. Zaten apple’ın bu politikasını hep takdir etmişimdir. Filmlere, dizilere ürünlerini yerleştirmeyi çok iyi biliyor.

Kevin Spacey nin performansı tartışılmaz, konu güzel, yönetmen usta. Türkiye’de pek populer değil yalnız film. Sanırım pek fazla insan bilmiyor. Ben bilmiyordum; ilk sezonunu çekmişler, öyle haberim oldu. Benim görevim kendi hayatımı burada paylaşırken size de bilgi verebilmek aynı zamanda. Öneriyorum, izleyin. Bir ara takip ettiğim diziler bölümü yapayım burada, evet evet iyi fikir 🙂

Ubuntu “EDGE” adıyla yeni “Ubuntu akıllı telefon” görüntüleri ortaya çıktı

 

 

ubuntu-website-homepage-july-18

Ubuntu touch adı ile anılan malum bir işletim sistemi var. Bu işletim sistemi akıllı telefonlar ve tabletler için geliştiliyor ve baya da bir yol alındı. Sıra geldi ilk çıkacak akıllı telefona. Bir gün önce ubuntu web sitesinde geri sayım vardı. 4 günü işaret ediyordu. Üzerinde “the line where two surfaces meet” yazan bu geri sayım artık yok. Bu ilginç. KOnumuza geri dönersek tartışmalar başladı. Ubuntu bizi neyle tanıştıracak. Ve daha sonra ilk sızıntılar. Bu fotoğraflar ubuntu sitesinin kendi içinde bulundu. Şu an o sayfa yok. Şimdi 3 gün sonra Ubuntu gerçekten telefon ve tablet mi tanıtacak, eğer tanıtacaksa fotoğraflar bunlar mı olacak? Bekleyip göreceğiz ama tasarım benim hoşuma gitti ve bence zamanı da geldi artık.
ubuntu edge

ubuntu edge 2

ubuntu edge 3

 

 

Pardus 2013’ün getirecekleri

Pardus sonunda akil adamlar tarafından debian taban alınarak inşa ediliyor. Yeni pardus için “alo pardus destek hattı” hattı bile kurulacak: (444 5 773) http://www.pardus.org.tr/ , düşünün yani o derece önem verilmeye başlandı. Yazılım merkezi olarak akıllıca bir seçim olan “ubuntu yazılım merkezi” kullanılıyor. Gnome shell ile birlikte geliyor ki isteyen kde, xfce falan gibi diğer ortamları da kullanabilecek. Debianın gücünü arkasına alan pardus birçok programla birlikte gelecek, program sıkıntısı da kalmadı.

Eğer böyle giderse gnome shell’i en iyi veren dağıtım olabilir ve dünya tarafından çok kullanılan dağıtımlar listesinde üst sıralara yükselebilir pardus.

Pardus 2013 eğer ülkemizde de başarılı olursa fatih projesi umudumdur ki bazı sorunlar devam etmekte -neyse buna değinmeyim- bir çok kamu kuruluşunun ilgisini çekecek ve bir öğretmen olarak belki de e-okula girmek için internet explorer arama derdinden kurtulacağım. Belki daha güzel bir şey olur kurumlar libreoffice e destek verirse microsoft office kullanma zorunluluğundan da kurtulmuş oluruz. Tabi bunlar her şeyin harika gitmesinden sonra olacak şeyler.

Diğer yandan pardus topluluk tarafından da pisi olarak geliştirilmeye devam ediyor. Ancak o çok korudukları geliştiriciler (pisi’yi icat eden, amerikayı yeniden keşfedenler) söylenenlere göre pardus pisi’ye hiç bir katkı sağlamamışlar.

Tabi güzel şeyler de oluyor. Mesela yapılan görüşmeler sonucu pardus ve pisi takımları ortak bir forum’u kullanma konusunda anlaşmaya vardılar. Bunlar güzel şeyler.

Tabi ben gnome’cuyum hangi takım bana gnomu daha iyi sunabilirse ben onu kullanırım ki pisi takımının gnome sürümü çıkmayacak diye biliyorum, bu üzücü.

Ubuntu 13.04 Masaüstüm

masaüstüm

 

görüldüğü gibi harika bir masaüstü fotoğrafım wallpaper ım var. ben çektim, teşekkür ederim 🙂 fotoğrafı bir önceki iletimde söylemiş olduğum gibi flickr adresimde bulabilirsiniz.

Ubuntu 13.04 güzel geliyor. icon’lardan bazıları değişti. ancak ambiance temasını değiştirmedikçe, yenilikçi bir tema ile karşımıza çıkmadıkça bu ubuntu iyi yerlere gelemez, benden söylemesi. Aslında planlar arasında tema değişimi de var ancak 1 yıldan fazla geçti bu söyleneni ki bu sürümde de gerçekleşecek gibi durmuyor. artık başka kışa yani 10’lara