Halt and Catch Fire ve Compaq Portable ilişkisi

haltand

 

 

Halt and Catch Fire 80’li yıllarda bilgisayar endüstrisinin gelişimini gözler önğne seren bir dizi. Steve Jobs’un hayatı ilginizi çekiyorsa ve teknolojiye meraklıysanız kesinlikle bu dizi ilginizi çekecektir. Sıfırdan bir bilgisayar yapmaya çalışan bir ekip var karşımızda ama bir farkla: portable pc, yani dizüstü bilgisayarların atası.

Diziyi biraz araştırınca Compaq Portabe Bilgisayar şirketinin ilk pc hikayesi olduğunu öğrendim -ya da esinlenme- ve bu bilgisayarın gerçeğini araştırdım. Video aşağıda: Compaq Portable PC

 

İndiegogo üzerinden açtığımız KİTAP TOPLAMA KAMPANYASI

Malum indiegogo gibi fon toplama ve yardımlaşma siteleri bu aralar çok revaçta,

Türkiyeden de farklı projeler indiegogo’da yer edinmeye çalışıyor.

Biz de sosyal sorumluluk projesi olarak bir kitap toplama kampanyası düzenledik.

Ama iş o kadar kolay değil, çok fazla duyurulması ve ziyaretçi çekmesi lazım, daha sonrasında İndiegogo sitesinin kullandığı algoritma sayesinde site üzerinden ön sayfalarda görünerek daha fazla kişiye ulaşıyor.

Amaç çocuklara bir kütüphane oluşturmak, amacımız hep bu, sizler de bu linki sosyal medyada yayarsanız büyük yardımınız dokunur, maddi anlamda da yardım edebilirseniz makbule geçersiniz.

http://igg.me/at/booksfororhangazi/x/6749400

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Steve Jobs Hakkında Belgesel ve Film

Steve Jobs gerçekten keşfedilmesi, öğrenilmesi, iyi okunması gereken bir deha.

onu daha iyi öğrenebilmek için wikipedia‘dan hayatını okumalısınız daha sonra altta vereceğim steve jobs’un Next şirketindeyken Apple’a tekrar katılmasına bir yıl kala hazırlanan şimdiye kadar kayıp olan bu türkçe duplajlı söyleşiyi izlemelisiniz.

Bu söyleşiyi izledikten sonra üzerine bir de üzerine “Pirates of Silicon Valley” “silikon vadisi korsanları” filmini izleyin. Bu film gerçekten çok hoş ve bilgilendirici. Bill Gates ile Steve Jobs’un hayatını anlatıyor. etkileşimlerini ve aralarında olan biteni anlatıyor. Tabi biraz Steve jobs taraflı ama olsun. işte torrent linki ve türkçe altyazısı:

http://kickass.to/usearch/Pirates%20of%20Silicon%20Valley/?field=seeders&sorder=desc

http://www.turkcealtyazi.org/mov/0168122/pirates-of-silicon-valley.html

Bill Gates Steve Jobs’tan arakladı mı?

Steve Jobs’un konu hakkında birkaç söylemi:

  •  “Bill temelde hayal gücü kıt biri, ayrıca hiçbir şey icat etmedi ve bence bu yüzden artık teknolojiden çok hayır işleriyle uğraşmayı seviyor. Başkalarının fikirlerini utanmadan çaldı o kadar”
  • “Bill Gates’in bizim bazı fikirlerimizden nasıl zengin olduğunu mu soruyorsunuz… Biliyorsunuz hedef mezarlıktaki en zengin adam olmak değil, en azından benim hedefim değil”
  • ”Hayatı boyunca hiçbir şey icat etmedi. Sadece başkalarının fikirlerini arakladı”

Steve Jobs sürekli Windows işletim sistemi için “bizden araklandı” diyor. Peki doğru mu bu? Gerçekten Bill Gates Windows arayüzünü Apple’dan mı arakladı. Araştırmalarım sonucunda ulaştığım sonuç “EVET”

1980’lerden bahsediyoruz. O zamanlar işletim sistemleri tamamen siyah ekran üzerine kod girdileri ile işlem yapabiliyorlar. Yani pencelerler yok, fare yok, sadece klavye var ve onunla bazı kodları yazıp bilgisayara işlem yaptırıyorsun.

O zamanlar Xerox firması ya da takımı var. İlk defa mouse (fare)u bulan ve ilk defa komut ile değil de fare yardımı ile grafiksel arayüzü kullanan bu firma. Steve Jobs maddi bir anlaşma yaparak bu adamların buldukları şeyi inceliyor ve grafiksel arayüzü dördüğünde 10 dakika içerisinde (kendi deyimi) bunun kişisel bilgisayarların geleceği olduğunu görüyor ve çeşitli anlaşmalarla bunu geliştirerek apple bilgisayarda kullanıyor. geliştirmek deyince bayağı bir geliştirmeden bahsediyoruz. Steve Jobs’un gördüğü şey şu idi:

xerox

Yaptığı şey ise şudur:

ClassicMacScreenshot

peki yukarıdaki ilk mac grafiksel arayüz kaç yılında oluşturuldu: 1984 Macintosh

1984 yılında bu grafiksel arayüz oluşturulduğunda Steve Jobs yapılan işten oldukça memnundu. Çünkü biliyordu ki bu her şeyi basite indirgiyor, zevkli kılıyor ve fare yardımı ile her şey gözünüzün önünde. O zamanlar da Bill Gates gerçekten iyi yazılımlar yapıyordu. İyi Uygulamalar. Steve Jobs Bill Gates’e örnek macintosh’lar gönderdi ve kendilerine yazılım yapması için onunla anlaştı. O zamanlar iyi arkadaştılar. Ama görünen o ki Bill Gates sadece yazılım yapmak için bu ilk örnekleri kullanmadı, Bill Gates de bu fikre hayran kaldı ve bir sene sonra 1985’te

win101

Yukarıda gördüğünüz MS-DOS grafik arayüzünü ortaya çıkardı. mantık aynı; File, viev, special menüleri bile aynı. Pek çek benzerlik var. Ama zaten en büyük benzerlik zaten fikir benzerliği, yapısı neredeyse aynı. Aşağıda windows ve Mac işletim sistemlerinin grafiksel arayüzlerinin gelişimi karşılaştırma yöntemi ile gösterilmiş.  İlk Mac’in arayüzünün çıktığına dikkat edin.

Bütün bu anlatımdan sonra ortaya çıkan sonuş ortada bir araklama olduğu yönünde. Sanırım Steve Jobs doğru söylüyor 😉

Bill gates tabiki büyük bir adam, bir deha, en azından bir hayırsever. Amacımız onu kötülemek değil sadece bazı gerçeklere vurgu yapmak.

 

Google mı Apple mı, Google Glass mı iWatch mı

iWatch-and-Google-Glass

Akıllı telefonlardan sonra dev teknoloji şirketleri gözünü giyilebilir teknolojilere dikmiş durumda. İki dev firma bu pastadan pay kapabilmek adına iki farklı ürün geliştiriyorlar. Google, google glass adını verdiği akıllı gözlük; apple ise iWatch adını verdiği akıllı saat; yani ikisi de akıllı.

Birbirlerine bir yandan rakipler bir yandan değiller. Google saatle uğraşmak yerine gözlükle, apple da gözlükle değil saatle uğraşıyor. Birbirlerine bu durumda rakip değiller. Ancak giyilebilir teknoloji başlığı altında rakipler. İnsanlar farklı bir teknolojiyi denemek istediklerinde gözlük mü daha akıllıca yoksa saat mi sorusunu soracaklar; işte bu durumda rekabet başlayacak.

Google, google glass ürününde baya bir yol kat etti. Öyle ki geliştiricilere dağıtılıp hatalar hızla gideriliyor ve uygulama geliştirme çalışmaları kapsamında bir çok ünlü teknoloji devinden de destek geldi, twitter gibi. Çeşitli videoları mevcut google glass’ın.

Apple cephesinden ise gözle görünür bir ürün daha ortada yok, bazı konsept görüntüler var ama bunlar hayranlar tarafından hazırlanan görüntüler. Türkiye’de de dahil olmak üzere iWatch markasını tescille uğraşıyor apple şu anda.

Eğer bu iki üründen hangisini seçeceğim sorulsa bana, tabi fiyatlarının da aynı olduğunu varsayarak google glass‘ı seçerdim. Saat elbetteki çok iyi bir fikir ama bir akıllı telefon işlevlerinden daha fazlasını verebileceğini sanmıyorum. Akıllı telefonun küçük ekranlısı ve kola bağlananı. Ama google Glass gerçekten çok heyecan verici. video çekebilmek, sesli arama, google now, yine çeşitli uygulamalar twitter facebook gibi; bunları içerecek olan google glass’ın daha fazla şansı var gibi görüyorum. Videolarda google glass’ın yapabileceklerini görelim, bana hak vereceksiniz.

Canon 600D ile İstanbul’da fotoğraf çekmek

canon 600d özellikler

İstanbul’da yaşamak beraberinde fotoğrafçılı da yanında getiriyor. Bu güzelim şehirde gördüklerinizi belgelendirme ihtiyacı hissediyordunuz, çevrenizde olup biten bu ilginç, güzel, estetik anlara kayıtsız kalamıyorsunuz. İşte ben de böyle duygular içerisinde biraz da vakit geçirmek, hobi edinmek amaçlı profosyonel bir fotoğraf makinesi almaya karar verdim. Önüme iki seçenek çıkıyordu: Canon ve Nikon.

Çok forumlar araştırdım. Çok inceleme gördüm. Sonunda Canon’a karar kıldım. Neden? aslında pek de öyle aman aman canon’cu değilimdir. O sırada Canon 600D için bir kampanya vardı. Nikon’un bu özelliklerdeki makinesi daha pahalıydı. Sonra Nikon’un lens’lerinin daha pahalı olması beni daha ekonomik olan Canon’dan yana karar kılmamı sağladı.

Özelliklerine yukarıdaki fotoğrafta görebilirsiniz, yeterince tatmin edici, hele yeni başlayan biri için.

Ekranının hareket edebiliyor olması artı bir özellik. yerden çekimlerde yerlere kapanmak zorunda kalmıyorsunuz, ekranı kıvırarak çekim yapabilme şansına sahipsiniz ya da makineyi biraz kaldırma ihtiyacı hissedebilirsiniz ancak boyunuz yetmeyebilir. Böyle durumlarda ekranı aşağıya çekip rahatlıkla çekim yapabilirsiniz.

İstanbul’da fotoğraf için çıktığım alanlar:

  • Sultanahmet
  • eminönü
  • haydarpaşa garı
  • üsküdar
  • adalar
  • galata
  • taksim
  • kabataş
  • ortaköy
  • okulum

Tabiki bunlardan çok daha fazla yer var istanbul’da. En basitinden alakasız bir yerde ilginç figürlerle karşılaşabilir onları çekme ihtiyacı duyabilirsiniz.

Fotoğrafçılığa başlamam kolay olmadı ama meraklıydım. Çok fazla ders videosu izledim. Kullanım kılavuzunu baştan aşağı izledim. Bazı taktikler öğrendim. Tripod’un güzelliğini keşfederek uzun pozlama öğrendim. HDR taktiğini öğrendim. Lightroom en büyük yardımcım oldu. Bu süreçte iyi işler çıkardığımı inanıyorum ama takibi bu uzun bir yolculuk ve her şeyden evvel ilgi gerektiriyor. Blogda sağ tarafa baktığınızda çektiğim fotoğraflardan bazılarını görebilirsiniz. Flickr adresimden daha fazla da bakabilirsiniz. Bu konuda bana önerileriniz olacaksa yorum olarak yazabilirsiniz, çok hoşuma gider. Bir kaç örnek:

House of Cards dizisi nasıldır?

house-of-cards

House of Cards Kevin Spacey gibi bir ustanın baş rol oynadığı David Fincher gibi bir şahaserin yönetmenliğini yaptığı bir kitaptan uyarlanan bir dizi. Diziye İMDB top listesinden ulaştım. İzlediğim diziler sezon finallerini yapmışlardı ve yeni bir diziye ihtiyacım vardı. Ben de bunu buldum. Kadroyu incelemek istediğimde çok şaşırmıştım. Çünkü -yanılabilirim- ilk kez bir Hollywood starı bir dizide rol alıyordu hem de baş rol.

Kevin’ı zaten bilirim, iyi oyuncudur. American Beauty filmi en iyi filmidir. Hayranlığım oradan gelir, daha sonra Los Angles Sırları adlı filmi. Peki David Fincher‘a ne demeli. Adam Fight Club‘ın yönetmeni ki film benim en sevdiğim film-lerden biri-dir. Ee tabi bu iki faktör bir araya gelince diziyi izlemek farz olmuştu.

“House of Cards” Washington’da hırslı bir politikacının zirveye tırmanışını anlatıyor. Kevin Spacey tarafından canlandırılan Francis Underwood yıllarını Beyaz Saray koridorlarında geçirdikten sonra, artık başkanlık seçimlerine adaylığını koyması gerektiğini düşünüyor. Ne de olsa bunca zaman o koridorlarda gördüğü tüm üst düzey bürokratlar ile ilgili her türlü bilgiye sahip. Kimi hangi dosyayla tehdit edeceğini biliyor. Bu gözü kara politikacının Robin Wright tarafından canlandırılan eşi Claire’in de ondan aşağı kalır yanı yok. Francis Underwood’un başkanlık koltuğuna ilerlemek için adeta iskambil kağıtlarından bir ev gibi itinayla inşa ettiği stratejisini ilgiyle takip edeceksiniz.

Dizide Amerikan siyasetinde nasıl basamakların çıkıldığı, makam hırsları uğruna nasıl da entrikaların çevrildiği ve intikamın nasıl da soğuk yenen bir yemek olduğu anlatılıyor. Dizide dikkat ettiğim bir şey daha var: bütün bilgisayarla apple. macbook pro, macbook air, iMac. Apple fena yatırım yapmış diziye anlaşılan. Zaten apple’ın bu politikasını hep takdir etmişimdir. Filmlere, dizilere ürünlerini yerleştirmeyi çok iyi biliyor.

Kevin Spacey nin performansı tartışılmaz, konu güzel, yönetmen usta. Türkiye’de pek populer değil yalnız film. Sanırım pek fazla insan bilmiyor. Ben bilmiyordum; ilk sezonunu çekmişler, öyle haberim oldu. Benim görevim kendi hayatımı burada paylaşırken size de bilgi verebilmek aynı zamanda. Öneriyorum, izleyin. Bir ara takip ettiğim diziler bölümü yapayım burada, evet evet iyi fikir 🙂