İŞTE GERÇEK TRAKYA İNSANI :)

İŞTE GERÇEK TRAKYA İNSANI :)


Trakya insanı deyince aklınızda canlanan ilk portre ne oluyor merak ediyorum. Benim, köy kahvesine oturmuş orta yaşlı bir köylü amca canlanıyor zihnimde ilk olarak.‘ Kızan, kopil,şopar, beyav,bree‘  yi sıkça kullanan kendini muhabbete kaptırmış, konuşmaktan içemediği elindeki bardakta çayı soğumuş, güler yüzlü sevimli bir köylü amca…

Bu günlerde  de filmlerde ve internet ortamında sıkça trakya insanına tanıtımına ve repliklerine rastlar oldum.  Buna en güzel örnek de Ata Demirer’in ‘Tek kişilik dev kadrosu‘ve  ‘Eyvah eyvah ‘ filmi sanırım. Filmde kullanılan bazı replikleri fazla abartılı bulsam da bu film, gözünü sevdiğim trakyamın insanını Türkiye’ye yansıtıyor ve sevdiriyor. Sonra filmi izleyenler de hemen trakyalı arkadaşlarına gidip,onlardan trakyaca konuşmalarını istiyorlar. Ancak buradan da duyurmak istiyorum ki öyle konuş deyince yalnız başına olmuyor arkadaşlar, ancak iki trakyalı yan yana gelince bizim dilimiz çözülüyor. =)  Evet trakyayı çok yakından tanıyan biri olarak insanlarımıza bir bakış açısı da ben sunmak istiyorum. Biz böyle trakyamızı anlatalım ki, eğer bir gün bu topraklara yolunuz düşerse yabancılık çekmeyin, kendinizi evinizde hissedin.

#Trakya insanları, trakya dışına çıktıklarında fiziksel olarak aralarında bir benzerlik olmasa dahil gittikleri ortamda birbirlerine çok benzetilirler, hatta kardeş zannedilirler.

#En okumuşu, bilgilisi yıllaaar sonra trakyaya memleketine dönse bile toprağa ayak bastığı anda en kral trakyalı olur, şivesi hemen değişir.

#Trakyalı kendini avrupanın merkezinde sanır. Müjdat Gezen’in bir filminde kullandığı ‘gezdireyim sana avrupayı Malkara, Keşan..’ esprisi de bu psikolojiyle türetilmiş eminim 🙂

#Trakya babalarının çoğu kumral yada sarışındır. Hatta bir anadolu kızı kendi kara kaş kara göz babasının yanında trakyalı sarışın babayı garipseyebilir.

#Genel olarak trakya insanı içici olarak bilinir. Ancak içenler kadar, içmeyenler de oldukça fazladır. Yalnız her trakyalının eğlenceye ve muhabbete düşkün oldukları tartışılmazdır. Oldukça sıcak kanlı ve sohbete düşkün insanlarımız tatlı dilleriyle kendini dinletmesini bilirler.

#Eğlencelerinin vazgeçilmezi düğünlerdir. Düğünlere çoluk çocuk,hasta yaşlı, tüm sülale olarak katılım gösterilir. (Hatta annem hep, ‘gökte düğün var deseler, merdiven dayar çıkarız’ diye bir öz eleştride bulunur) 🙂

#Bilinenin aksine aslında her trakyalı oynamayı sevmez. Ancak düğünlerde herkes birbirlerini oynamaya teşvik eder, gerekirse zorlar 🙂 ‘Oturmaa mı geldik beya, hadi oynamaa’ı şeklinde. Böylece yavaş yavaş oynama fikri benliğimize işler, Trakyalının karakteristik özelliği oluveririr.

#Trakyada kahvehane kültürü çok yaygındır. En ilginç replikler burada geçer, muhabbet gırladır. (çokçadır) 🙂

#Trakyalı türkçeyi 28 harf konuşur ‘h‘ ı kolay kolay kullanmaz. üseyin, asan, ilal (hilal )vb. Ve hiç umulmayan yerlere h koyar bu da bi gerçek. ‘ Ayraboluya gittim hayran içtim ayran kaldım’ gibi  🙂

#İsimleri de kendilerine özgü söylerler. Ismayıl (ismail) , ibraam (ibrahim), Hatçe (hatice), Üsniyenge (hüsniye yenge), Emnenge (emine yenge) Sülman (süleyman) Erduvan (erdoğan), Aydovan (aydoğan)

#Genel olarak bir trakya şivesini kullandıkları gibi bu şive yer yer çeşitli kollara da ayrılır.’ naboorsun be gülüm.’ ‘Anan da geliy mi bizimle?’ ‘ yapıyola kadam ( kardeşim)’ cümlelerinin yüklemlerindeki gibi.  Geniş zamanı şimdiki zaman şeklinde yerleşmiş bir şive olarak kullananlarımız da mevcuttur. Ancak belli başlı replikleri tüm trakya toprağında duyarsınız. Vee işte koca trakyalı replikleri:

-aman gene benim kara kızanıım ( sevme ünlemi)

-maarii!! ( şaşırma ünlemi)

-a be  fıyy.. (seslenme ünlemi)

– sakil sakil bakınma etrafına ( salak gibi anlamında)

-birden sırtıma talaz geldi (üşüdüm manasında)

-ırkanın düğmelerini vur (hırkanın düğmelerini ilikle)

-çü be çüü.. (köpek kovalama ünlemi)

-Gördüm seni pazarda hantır hantır gezerdin

-naptı ba? yada – işşt sülman nabüün? (nasılsın manasında)

-sabağan kırağsında çıplacık gezme be kızanım.

-sen gene ne çıkarsın, yırtık dondan çıkar gibi 🙂

-adi ayda bakalım pisikletini (bisikletini sür)

-kızanım paraladı kendini sınavı kazancam diye.

-sen de epten yaptın kendini üç yaşında kızan gibi.

– kızanla kızan olma (çocukla çocuk olma)

-çarparım bak somağana bi tane.

-Bubacığın nassı oldu be Mömet (mehmet), “bacacıklarım ayrıyı” derdi insancık. – Düzeldi beyaa gavur gibi maaşalla, icbişeyciği kalmadı.

-o ne anasının gözüdüüürr, baksana gözlere fıldır-fıldır.

– Astayım bacacıklarım ağrıyı, mevlide gelemem ama akşamki düğüne gelirim 🙂

-tiii orda bak (işaret etmek)

-evdekilere  arabala selam (çokça selam)

-vayy firoon (argo) 🙂

-a be ne gülersin keraneci?

Ayrıca şuan aklıma gelen; kapçık ağızlı, susak, ayvan oğlu ayvan, yolu aykırlamak, tüyleri gülmek, hımıldak (fener), toraman gibi ifadeler de lügatımızda mevcut. 🙂

NOT: Bu tanıtımlar bizzat yaşanmış, replikler gerçekten söylenmiştir. Yaani Trakyalılar gerçekten sevimli, canayakın, kibar insanlardır, trakyalı candır 🙂 Bazı küçük argolar da onların diline yerleşmiş, gerçek anlamından uzaklaşmış, birer ünlem ifadeleri haline gelmiştir.

Reklamlar
FACEBOOK BAĞIMLILIĞI

FACEBOOK BAĞIMLILIĞI

Günden güne populeritesini ve üye sayısını hızla arttıran günümüzün bağımlılık yapan hastalığı facebook , her gün yeni eklenen uygulamalarıyla insanların özel hayatının her noktasına değiniyor. Bu çoğu insan için hoş karşılansa da bence insan ilişkilerini harap etmiş durumda. Herkese her anımızı bildirmek, ilişki durumumuzu her an değiştirmek, gezip gördüğümüz yerleri insanların gözüne sokarcasına fotoğraflamak ve albümlerimize güzel yorumlar beklemek, arkadaş sayımızı her an daha da artırmak hatta önümüze geleni eklemek , anı olsun diye değil de sırf  facebook için fotoğraf çekilmek, en güzel ama bize hiç benzemeyen profil fotoğrafımızı seçmek gösteriş merakımızı gideren facebookun, hayatımızı ne kadar esir aldığını acı bir şekilde gösteriyor.  2 gün facebooka girmezsem polisi arayın diyen arkadaşlarım dahi var. 🙂

velhasıl, “eski arkadaşlarınızı arayın, bulun” sloganıyla internet alemine giren  facebook çılgınlığı, şuan amacından sapmış durumda. Arkadaş ilişkilerini daha sağlamlaştırmak amaçken, onun büyüsünde arkadaşlarımızla sözlü iletişimimizi koparır hale geldik. Öyle ki bize kırılan arkadaşımızı facebooktan bizi silmesiyle fark ediyoruz. Hayatımızdaki önemli insanların doğum gününü facebook olmasa hatırlayamacak durumdayız..

Ancak bu demek değil ki aman facebooka yaklaşmayın cızz.. Her şey amacında ve yerinde kullanılırsa güzel. Araştırmalara göre de Türk insanı facebook üyeliğinde ilk  sıralarda yer alıyor. Ne yapalım sıcak kanlı insanlarız, iletişimi seviyoruz.  Üyelik sayımızdaki derecemizi alkışlıyor, herkese bol bildirimli günler diliyorum 🙂

Sivilceleri Lanetliyorum

Sivilceleri Lanetliyorum

Başımız sivilcelerle belada. Güzellik düşmanı bu küçük kırmızı şeylerden nefret ediyorum. Her gün aynaya baktığımda bir yenisi ekleniyor. Üstelik ergenlik çağını da atlattığımı düşünüyorum. Yüzüm için bir çok bakım maskesi kullandım ama kozmetik de  işe yaramıyor. Doktorların verdiği ilaçların da oldukça yan etkisi olduğu söyleniyor.  Güzellik uzmanları da ürünlerini pazarlamaya çalışıyor, bizi düşünen yokk..  Ancak yılmadım yola devam..Buhar banyosu, kil maskesi, sebamet sabun ve bepanten krem şuan kullandığım bakımlardan. Sabırla düzenli olarak kullanacağım ve 3 ay sonra bu blokta sonucu paylaşacağım… Herkese sivilcesiz günler, gülen yüzler..  🙂

Osman’ın Canı Can da, Dublörününkü Patlıcan Mı? :)

Osman’ın Canı Can da, Dublörününkü Patlıcan Mı? :)

Son zamanlarda severek takip ettiğim dizilerden biri de “Öyle Bir Geçer Zaman Ki”. Son bölümü de heyecanlı bir yerinde bitti, hepimiz küçük sevimli Osman’a üzüldük.  Ali Kaptan’ın yanından kalkan çocuğunu uzun bir süre fark etmemesi, bence fazla inandırıcı olmasa da, Osman’ın denize düşme sahnesi de oldukça etkileyici olmuş. Su altı sahneleri, özel su altı kamerası ve üç dalgıçtan oluşan su altı ekibi tarafından çekilmiş. Ayrıca özel efekt uzmanlarıyla çalışılmış. Çekilen sahnelerden etkilenmemesi için de, Osman rolüne pedagog ve 2 oyuncu koçuyla hazırlanan Emir Berke, düşme sahnesinde kendi oynamamış onun yerine dublörü geçmiş. Bu da akla bir soru getiriyor. Düşme sahnesinde minik oyuncu yerine geçen dublör de minik bir oyuncu değil mi? Onun psikolojisi önemsenmiyor, medyatik olmak da böyle bir şey işte..