İlahi Adalet

İlahi adalet genelde kalıplaşmış bir kelime grubudur ve gerçek anlamının dışında olarak sonucu beklenilen durumlar için kullanılır. Kötü bir insanın başına kötü bir şey gelse “ilahi adalet” deriz örneğin. Ancak ben bugün size gerçek ilahi adaletten bahsetmek istiyorum: katışıksız ve mecazsız olanından.

Hepimiz, en günahkarımızdan en dindarımıza düşünmüşüzdür bazen kaderi, alın yazısını ya da şansı. Bazımız doğuştan zengindir, bazımız ise fakir. Bazımız çok dindar bir çevrede büyürken bazımız da en pislik yerlerde büyür. Hep birbirine zıt durumlarda, yerlerde ve şartlarda doğar büyürüz. Bütün bu deneyimler bizi bazı yerlere ulaştırır, iyi oluruz, kötü oluruz, sonuçta çevre bizi etkiler. Bazen iyi olur bazen ise kötü. İşte tam bu noktada neye göre iyi ya da neye göre kötü sorusu akıllara gelir. Biz insanlar bir olayın hayır ya da şer mi olduğunu bilemeyiz, geleceği göremeyiz. Hayır sandığımız şer, şer sandığımız hayır olabilir. Dünya bunun örnekleriyle doludur.

Ben size ilk düşünüldüğünde aslında pek de adaletli gelmeyen bir durumu anlatacağım daha doğrusu kurgulayacağım.

-Ömer Türkiye’de doğmuştur. Orta sınıf bir ailenin çocuğudur. Ailesinden gerekli dini bilgileri almış ve İslam dinini benimsemiştir.

-Brad New York’ta doğmuş orta sınıf bir ailenin çocuğudur ancak ailesi tam bir ziyanlıktır. Dini kurallardan haberleri yoktur, haberleri olsa da benimsememişlerdir ve pek tabii çocuklarını da dinden habersiz bir şekilde tam bir Ateizm kültürüyle yetiştirmişlerdir.

Duruma göre ömer namazını kılacak, orucunu tutacak, ahlaklı yardımsever bir insan olup öldüğünde cennete girmeye hak kazanacaktır. Brad ise ailesinden, yetişme kültüründen dolayı İslam dininden haberi olmayacak, olsa bile benimsemeyecek, İslam dinini unuttuk hadi büyük ihtimal en temel insanı insan yapan özellikleri bile gösteremeyecek bir sürü insanlık suçu işleyecektir. Durum böyle olunca da Brad malesef Cehenneme girecektir.

Baktığımızda Brad’i cehenneme Ömer’i ise cennete sokan fark neydi? Çevre, aile, kültür. Belki de Ömer’le Brad yer değişseydi Ömer cehennemlik, Brad ise cennetlik olacaktı. Peki bunu kim belirliyor, kimin nerede, ne şartlarda doğup yetişeceğine kim karar veriyor? Tanrı, yani İslam dinine göre Allah c.c. Duruma böyle baktığımızda bir adaletsizlik söz konusu. Peki ya şöyle bakarsak:

Allah katında her şey öyle bir dengededir ki yarın öbür gün kıyamet koptuğunda herkes tek bir duruma, şarta göre yani tek bir şey baz alınarak yargılanmayacaktır. İnsanın iyi ve kötü yanları çevreden, aileden, kültürden ayrı tutularak ortaya konmayacaktır. Tek bir ölçek kullanılmayacak, ölçek hassas olacak ve tüm olasılıkları hesaplayarak ölçümünü yapacaktır. Bütün bu bilgiler baz alındığında Ömer ve Brad aslında ne kadar eşit değil gibi gözükseler de aslında eşittirler. Ömer’in Brad’e göre bazı ayrıcalıkları olduğu gibi Brad’in de Ömer’e karşı bazı ayrıcalıkları vardır.

Brad için İslam dinini bulmak, günah işlememek zordur çünkü alışkanlıklar, çevre şartları vardır. Ancak Allah bundan şüphesiz haberdardır. Brad tüm bu Ateist anne babaya, çevresindeki olumsuzluklara rağmen eğer sadece ve sadece tek bir Tanrı vardır dese ve bunu kabul etse başka hiç bir şey yapmasa dahi İslam dinini kabul eden ve namaz kılan Ömerle eşit şartlara, eşit sevaplara gelebilir. İşte bu Allah’ın adaletidir.

Ömer’in çok şanslı olduğu düşünülebilir. Evet şanslıdır Ömer, iyi bir ailede yetişmiş, Allah’ı tanımış ve ona iman etmiştir. He şey tıkırında gibi gözükebilir ancak o kadar da tıkırında değildir. Ömer’in bu iyi yetişme koşulları aslında Ömer’in sorumluluğunu arttırmakta yükümlülüklerini çoğaltmaktadır. Ömer zaten Doğumundan itibaren Allah’la beraberdir, ona Allah tanıtılmış, Kuran okutulmuş, emir ve yasaklar açıklanmıştır. Tüm bu gerçekler ve özel ilgi sonucu Ömer’e eğer namaz mantıklı ancak zor gelirse ve kılmazsa, Ömer insanlara yalan söylerse, dedikodu yapar ve milletin arkasından kuyular kazarsa hiç şüphesiz ki bu günahlar Brad’in yaptığı günahlardan daha fazla olur. Hacim aynı ancak ağırlık fazladır. Görünenin ötesinde hesaplar vardır çünkü denge hassastır. Şartlar ve durumlar yükümlülükleri de beraberinde getirir, sorumlulukları arttırır.

Zenginin fakirden bir farkı yoktur aslında. Zengin kişi daha yükümlüdür. Lüks içinde büyür, daha bir dünyalıktır o. Vermesi gereken zekat daha fazla yapması gereken iyilik daha fazladır onun. Lüks arabalarda gezip de fakiri gözetmezse daha bir günah bekler onu artık kapıda. Fakirlik de yükümlülüktür aslında. Bir kuru ekmeğe muhtaç kaldığında dahi hala Allah’a şükürler edip dualar edebiliyorsan, hala isyan etmek, kendini öldürüp bu sefaletten kurtulmayı istemiyorsan, hala devam edebiliyorsan Allah’ı sevmeyi bunda da hiç kuşkusuz büyük sevaplar yatmaktadır.

Hiç bir şey göründüğü gibi değildir dünyada. Ne zenginin fakire bir üstünlüğü vardır ne de doğunun batıya. İlahi adalet görünenin arkasındaki görünmeyendir, bilinenin arkasındaki bilinmeyen. Öyle bir terazidir ki bu, dünyadaki hiç bir alet hesaplayamaz gerçeği, hiç bir devlet koyamaz hükmünü. O kah iki omzumuzdaki şahittir kah kalbimizdeki amel. Düşündüğümüzde içimizi ısıtan, en güçsüz anlarımızda bizi avutan İlahi Adalet aslında hep bizimledir, sadece bakmasını bilelim.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s